2 Ağustos 2017 Çarşamba

ANTİBAKTERİYEL HİJYEN SAĞLAYICI SPREY


     Merhaba blog okuyan güzel insanlar, bu yazımda sizlere bir ürün tavsiyesinde bulunacağım. İlkokul müsamere konuşması gibi bir giriş oldu farkındayım :)) Neyse gelelim konumuza, benim gibi hijyen takıntısı olan insanlar bilirlerki bu tür ürünler hayat kurtarır. Gerçi mikroptan ölen kimse yoktur ama olsun bizim içimiz rahat olsun :) Rossmann mağazalarında satılan "domol" marka hijyen spreyi çok kullanışlı bir ürün. Otelde, restoranda, özellikle umumi tuvaletlerde müthiş kullanışlı. Ben 100 ml olan yukarıdaki şişesini hep çantamda taşıyorum. İçime sinmeyen yerlerde pıs pıs kullanıveriyorum :)
Kullanımıda oldukça kolay, temizlemek istediğiniz yere sıkıp otuz saniye bekliyorsunuz, isterseniz daha sonra kullandığınız yüzeyi nemli bir bezle silebilirsiniz ama ben yapmıyorum. Hijyenimin tesiri azalır falan mazallah :) Yurt dışı seyahatine çıkarkende yanıma alıcağım için bi mutlu oldum üstelik şişeside 100 ml sınırında oh ne ala :) Sihirli Günlük tavsiye ediyor efenim, hijyen günler dilerim, temiz kalın pirupak olun ..

28 Temmuz 2017 Cuma

MİNİMALİST YAŞAM'A KOZMETİK ALANINDAN BAŞLADIM ..



   Hayatımın oldukça sıkıntılı bir döneminde başladım makyaj bloglarını ve youtube kanallarını takip etmeye. İlk başlarda iyide geldi aslında, kafam dağıldı can sıkıntım geçti. Fakat bu takiplerim daha sonraları alışveriş yapma isteği olarak devam etti. İzlediğim her videoda yada okuduğum her blogta ne görürsem almaya başladım, Çekmeceler masa üstleri dolaplar kozmetik ürünleriyle dolduda taştı.
O zamanlar iyide para kazandığım için aman moralimde düzeliyor deyip deyip alışeriş turlarına attım kendimi. Pahalı markalardan drugstore markalarına kadar gözüme güzel gelen ve almamız için övülen herşeyi alıyordum. Türkiyede bulup alamadığım markalarıda yurtdışından ya kendim alıyordum yada getirtiyordum. Ucu bucağı olmayan bir yol bir çılgınlık yani anlıycanız..
Bu arada ara ara odamı rahatlatmak için ayırma işlemi yapıp poşet poşet etrafıma dağıtıyordum. Bir iki sefer satış yapayım dedim ama yok olmadı bana uymadı daha doğrusu beceremedim insanlarla uğraşamadım :)) Bu kozmetik çılgınlığı tam sürat giderken bir anda işimden ayrıldım, ve başka bir işe başladım. Artık eskisi kadar kazanmıyordum ve yeterince birikimim de yoktu. İşte tamda bu zamanlarda oldukça fazla düşünme fırsatım oldu. Ben ne yapmıştım, nasıl çılgınca bir hastalığa tutulmuştum böyle. Kazandığım parayı nasıl umarsızca yüz yıl yaşayıp her gün makyaj yapsam bitmeyecek ürünlere harcamıştım. Her şerden bir iyilik doğar denir ya bence çok doğru. İşimden ayrılmam kötü bir şeydi ama içinde bulunduğum bu durumu anlamama yardım etti. Üst üste dolu çekmeceler dolaplar ek olarak alınan raflar, boşa giden emeğimle doluydu. Evet çok çalışıp yorulup kazandığım paraları bu kalabalığa yatırmıştım. Üstelik işsiz kaldığımda da bunların bana bi faydası yoktu, oysa bunlara verdiğim parayı kenara koysaydım çok daha birikmiş param olurdu ve moral bulurdum. Bi zamanlar moral bulmak için yaptığım alışverişler şimdi moralimi bozmuştu.
İşte bu aralar etrafımda sık sık duyduğum "minimalist yaşam" olgusunu araştırmaya başladım.
Çok okudum, çok araştırdım, çok insanın minimalist yaşam hikayesine ortak oldum. Hala tam anlamıyla altı tshirt, bir sabun, birde yer yatağı kafasında değilim ama çok değişti düşüncelerim.
Çok çalışan ve çok yorulan biri olarak paramı çok dikkatli harcamam gerektiğini anladım öncelikle. Hayatımdaki ilk değişikliğide kozmetik alanında yaptım, çünkü en çok para harcadığım alanların başında geliyordu. Elli tane ruja, on tane far paletine, sekiz tane fondötene, (ki hiç fondöten insanı değilimdir kullanmam) üç beş şampuana, şişe şişe vücut kremine, her yeni çıkan dudak balmına kimsenin ihtiyacı yoktur öyle değilmi ? Büyük israf, ve büyük zaman kaybı hepimiz için.
O yüzden uzun bir zamandır kozmetik ürünü almıyorum, evde olanlarıda en aza indirdim. Arkadaş, kardeş, kuzen arasında dağıttım :) Artık herşeyden bir tane, kullanmadığım şeylerden ise hiç tane tutuyorum elimde. Mesela dediğim gibi fondöten kullanmıyorum o yüzdende almıyorum ve elimde de hiç yok. Bu arada kozmetik ürünlerine taksit olayını kaldırmalarıda iyi oldu bence. Çünkü indirim dönemlerinde insanlar çılgınlar gibi alışveriş yapmıycaktır diye düşünüyorum. Yani bende son durum budur canlar. Artık bu blogta kozmetik alışverişi yok bitenler postu göremeyeceksiniz. Hayatımın diğer alanlarında da yavaş yavaş sadeleşmeye çalışıyorum. Bununla ilgili belki yine içimden gelirse bir yazı yazarım :)
Sade, huzurlu, özgür, mutlu günler ...

14 Mart 2017 Salı

Küçük Şirin Bir Cafe ...


Geçtiğimiz ay kayda değer tek etkinliğim arkadaşlarımla beraber yaptığımız pazar kahvaltısıydı :)
Tuzla sahilde küçük şirin tatlı sıcak bir yer Adriano Antik Kafe. Gittiğimiz gün baya soğuktu ve yağmur vardı, ama biz denizi izlerken sıcacık bir ortamda şehrin gürültüsünden uzakta güzel vakit geçirdik doğrusu. Kafenin menüsüne bakarmısınız ne kadar orjinal ..


İçerde çok fazla masa yok, kafenin mutfak tarafını görebiliyorsunuz


Dekorasyonda kullanılan objeler çok güzel, çok sıcak bi hava katmış ortama bence


Şöyle ahşap bir merdivenden yukarı çıkılıyor, ben çıkmadım ama orda da sadece bir masa varmış.
Kızlar öyle söyledi yani :)


Şu masanın ayağı eski dikiş makinası ..bayıldım

Pencereden dışarının görüntüsü süper, deniz hemen yanıbaşınızda




Kahvaltı tabağı çok büyük, biz bir tabağı iki kişi paylaştık anca bitirdik


Ortaya melemen ve sucuk offff olsada yesek şimdi acıktım :)


Ekmekler sıcacık geliyor, sür tereyağını götür :))


O soğuk havada kuşlar deli gibi bi o yana bi bu yana uçuşup durdular




Kafenin açık olan kısmıda çok hoş, yazın keyifle oturulur


Eve dönücez yalancı bi güneş açtı :))

Umarım sevmişsinizdir bu yazıyı, ve umarım yolunuz düşer bu güzel yere
Sevgiler ...

20 Şubat 2017 Pazartesi

Ben korktum azıcık sizide korkutayım olur mu ? :))



    Merhaba,
Bugün size yeme içme gezme tozma alışveriş konuları dışında bişey anlatıcam.Geçenlerde
başımdan geçen beni tırsıtan bir olaydan bahsedicem. Evimizin karşısında boş bir bina var ve oldukçada mekruh görünüyor. Bu sebeple o bina hep beni bi rahatsız etmiştir. Önünden geçerken yada pencereden bakarken gözüm iliştiğinde falan. Bina mütahite verilmek üzere mirasçılar tarafından boşaltılmış benim duyduğum ama üç yıldır o sokakta oturuyoruz ne gelen var ne giden. Ne tamir edilip yerleşiliyor nede mütahit binayı yıkmaya başlıyor, bina öylece yeni binaların arasında çürük diş misali sırıtıyor anlıycanız :) Sabahları saat yediyi çeyrek geçe evden çıkıyorum ve malum hava hala karanlık oluyor. Bu mekruh binanın önünden de her sabah geçiyorum ve sokağın o kısmıda karanlık oluyor. Bende binanın önünden geçerken adımlarımı hızlandırıp kafamı hiç çevirmeden koşar adım ilerliyorum sokakta. Geçenlerde bir sabah, yine karanlık sessiz ve boş sokakta yürürken, tam o binanın önünden geçiyordumkiii, binanın demir dış kapısının açılma sesini duydum. Ve ben ödlek ve meraklı sherlock çakması olduğum yerde durdum. Hem korkudan kalp atışlarım hızlandı hemde o noktada çakılıp kaldım. Metalin betona sürtünme sesine benzer iç acıtan o ses devam etti, bende kapıya odaklandım. Sonra bir çift el kapıyı kenarlarından kavrayıp kendine doğru çekmeye devam etti. Allahım ne çıkacak diye hem meraklı hem tırsmış bi vaziyette bekledim. Kapıdan çok yaşlı bir adam çıktı ve tabi direk bana baktı. Bense adamla göz göze geldikten sonra kelimei şahadet ardından nas suresiyle koşturup sokaktan çıktım. O korkunç an bütün gün aklımdaydı. Paranormal olaylardan hem korkarım hemde merakımı cezbeder, bu sebepten kendi kendime ekşın yarattığımı düşündüm. Ama yani sonuçta boş bir binadan ki kapısı bile zar zor açılan bir binadan o yaşlı adam neden çıktı, o kimdi, nereye gitti, ertesi sabah gene görürmüyümdü... öf öf kafamda deli sorular :)
Neyse akşam oldu eve gittim, anneme söylesemmi söylemesemmi düşündüm önce bi, çünkü o evden korktuğum için annem hep bana gülmüştür. Sonunda söyledim, annem gene güldü ve dediki o evde mirasçılardan biri yaşıyormuş orayı terketmemiş ve bina meğerse o yüzden yıkılamıyormuş.
Yani olayda paranormal bi durum yokmuş, amca zaten orada yaşayıp çıkmamakta ısrarcıymış.
Ama ben hala o evin önünden geçerken bi tırsıyomuyum, evet hemde çok :)

7 Şubat 2017 Salı

Golden Rose Online Alışveriş ..

Merhaba güzel takipçim değerli okurum :)
Yine bir küçük alışveriş yazısıyla burdayım. Golden Rose sitesinden ilk kez online alışveriş yaptım. Golden Rose son zamanlarda parlayan bir marka bana göre, çok beğenilen ürünleri ve sıkı takipçileri var. Bende, bana tavsiye edilen birkaç ürünü almak için online alışverişi tercih ettim çünkü avm lerdeki standlarında yada drugstore tarzı mağazalarda bulamadım.


Aldığım ürünlerin toplu gösterimi :) İnstagramda son zamanlarda keşfettiğim bir kız var, "karamelsekeriii" öyle güzel tırnakları varki ne sürse harika duruyor, e bende özeniyorum tabi :) Aldığım iki oje onun eseri :) 


Biri bu oje, onda enfes görünüyordu. Çok hoş bir gül kurusu, baharlık kışlık güzel bir renk



Bir diğeride bu oje, muhteşem bir gri. Du bakam bende nasıl olacak bu gri :)



Birkaç yıl aradan sonra simli ojeler geri geldi, bende çok severim ama çıkarırken zorluyo insanı. Biliyorum alüminyum folyolu bir takım yöntemler varda pöff benim için uzun iş :))



Bir süredir essence markasının oje kurutucu damlasını kullanıyorum, elimde birde top coat olsun istedim bunu alıverdim :)


Asıl mevzu bu çok övülen kaş kalemiydi canlar ballar, ama nooldu bilin ? Kalemin rengi bana açık kaldıı :(



Görkem Karman'ın mac kinda sexy rujuna muadil gösterdiği ruj 



 Golden Rose Velvet Matte 27 numara



İşte bu kadar aldıklarım, bu ara fena alışveriş çekiyor canım heran yeni bi yazı gelebilir yani :)

27 Ocak 2017 Cuma

Bi Kutu Mutluluk (2) .. :))


Bi kutu mutluluk sitesinden ikinci alışverişimi yaptım, ve gene kutu değilde
 sevdiğim beğendiğim iki parça ürünü aldım. Ürünler böyle baloncuklu zarfta geldi tabi zarfın üstünde yine bir motto :)


Bu bir rozet eskilerin değimiyle yaka iğnesi :) Bunu çok sevdiğim bir arkadaşıma aldım, kendisi
tilki li şeyleri çok sever. Umarım bunuda beğenir ..


Buda bir çift küpe, tabiki çay kahve delisi bana :) Küpelerimi takıp çay partilerine akıcam :)


Vee bi mutlu dergi.. içinde benonun bir yazısı var çok beğendim çok güzel bir yazıydı..

Eveet sevgili okur,takipçi,abone :)) 
bir başka alışveriş yazısında görüşmek dileği ile ...


26 Ocak 2017 Perşembe

Bir Simit ile Bir Tutam Mutluluk ...


Her sabah işe gelirken simit aldığım bir amca var, yaşlıca biraz sanırım yetmişlerinde. Beni görür görmez hemen yüzü güler ve hoşgeldiiin der :) Kış ayında olduğumuz için simit arabasının üstünde,
naylon şeffaf bir branda var. O küçücük mekanda bir dünyası var amcanın güzel bir dünyası...
Küçücük cızırtılı radyosundan eski sanatçıların türk sanat müziği şarkılarını dinler, yanık yanık
hakiki seslerden şimdiki gibi bilgisayar mucizelerinden değil :) Küçük bir taburesi var, müşteri olmadığında gazete okur, ve çevre restoranlardan aldığı büyük bardak çayını yudumlar. Sabahları simit aldığımda poşetin ağzını bağlayıp poşetin uçlarını iyice açıp parmaklarıma geçirir, düşmesin ıslanmasın ziyan olmasın diye.. tabi o bilir ki en çok paranın kıymetini, karda soğukta tanesi 1,25-tl den simit satar çünkü.. Çok yaşa simitçi amca sabahları bir simitle beraber bana verdiğin bir avuç huzur ve bir tutam mutluluk için ...


23 Ocak 2017 Pazartesi

SEA LİFE İSTANBUL (AKVARYUM) GEZİMİZ

Merhaba,
Ocak ayında çok yazı yazmak istedim ama, aralık-mart ayları arası bir muhasebecinin
kabus ayları olduğundan tabikide yazamadım :( Neyse ay bitmeden bir yazı bari yetiştirdim..
Geçtiğimiz haftasonu Forum İstanbul Avm içindeki akvaryuma gittik, kızkardeşim miles puanlarıyla bilet almış bize, yoksa hiç aklımda yoktu oraya gitmek merak ta etmiyordum açıkçası. Neden derseniz, floryadaki İstanbul Akvaryum'a gittiğim için buranın küçük ve vasat olacağını düşünüyordum. Ama hiçte öyle değildi gayet keyifle aaaaa şuna bak aaaaa buna bak diye diye gezdik valla :) Flaşlı resim çekmek yasaktı mümkün olduğunca iyi kareler yakaldım sizler için çünkü daha ordayken bloğa yazmayı düşündüm, yaaaa böylede bi çalışkan böylede bi bloğuna bağlı blogırım ki ben :P 
Hadi bakalım buyrun dinlendirici hipnotik paluk resimlerine :)






Bizim Aras balığı küçük bi tünelden geçiyor :)


Dori :) İstanbul Akvaryumunda küçük bi çocuk bu dori balığı görünce babasına, "baba bak nemonun babasının arkadaşııı" diye bağırmıştı :)))





Allahım nasılda güzel yaratmış, balığın renginin güzelliğine bakarmısınız



Yavyu balıklar, tatlı bebişler ..


Deniz analarının olduğu bölüm, avizeye dikkat ! 
Bu bölümde kibar bi bayan oğluna gel canım deniz annelerine bakalım dedi,
benmi yakalıyorum komik diyalogları onlarmı beni yakalıyor yoksa :P


Ağza bak sanki gülüyo şapşik :))


Erkek kardeşim gelmedi bizimle ben balığı tavada severim diye bayat bi espri yaptı, bu balıkları görse kesin ağzı sulanırdı da hani :)


Köpek balığı, dişlerini yakından görene kadar sempatik gelmişti bana ..








Leopar desenli vatoz, çok ilginç yaa çokta güzel ..


Bu kaplumbağalar ailelerin çocuklarına alıp sonrada bakamayıp buraya verdikleri kaplumbağalarmış, hemen yan tarafta da kaplumbağa hastanesi vardı..




Bu tunelin boş fotoğrafını çekeyim diye az beklemedim :)



Tepemden geçen köpek balığı, işte bu dişler çok tırsıttı beni ..




Birtek hayal kırıklığı vaad ettikleri dünyanın en büyük yengeçlerini arayıpta bulamamak oldu :) Naaptınız ayol yedinizmi yoksa :))




Pirena lar o kadar sakinlerki sanırsın melek melek :)


Şimdilik hoşçakalın, yeni yazılarda görüşmek üzere ..

ANTİBAKTERİYEL HİJYEN SAĞLAYICI SPREY

     Merhaba blog okuyan güzel insanlar, bu yazımda sizlere bir ürün tavsiyesinde bulunacağım. İlkokul müsamere konuşması gibi bir giriş...